19 Ekim 2020 Pazartesi

Kederli ayrılıklar



Yırtıldı gökyüzünün perdesi orada değildi yıldızlar  

Sağa sola çarparak çırpınıp duruyordu ay  

Acımasız ve sonsuz derinliklere akarak, 

Taşınıyorum dün geceden beri ben de, kendinden hiçliklere.  


Bana el ediyorsun karşı sahillerden, buğulu bir boşluktan gelen sesinle  

Yeni bir hüzün doğuruyor gece, sönmeye yöneliyor aşklar

Koyu mavi, kırmızılığa bulaşıyor şimdi dudaklarımda ayrılıklar


Yaşamdan hep alacaklı gidenler, bu kederli sevdalar

Öyle bir ayrılık işte benimkisi, boş kaldı çerçeveler, kadük kaldı hatıralar, 

Ve hiç konuşmadan çekip gider, zamanı aşındırarak çoğalan özlemler,

Delik deşik eder düşleri, örselenir bedenler. 


Hangi rüzgarlar uzaklardan alır getirir bana nefesini

Yalnızlığın kıyısında sızlanan şarkıların sesini,

Soluk soluğa tutuşuyor, içimde kızıla dönen arzular

Yine de salıyorum yüreğimin denizlerine, çıtası kırık yelkenlileri

Neresinden geçer gece ateşinde, ısınan aşkların

O bembeyaz köpüklerini ne zaman üfler, yunduğum denizlerin...


Gitmek bazen



Yollara düşmektir, 

Ne aradığını bilmeden, kimi zaman  

Özlemektir, 

Çocukluğunu  

Gençliğini  

Geleceğini. 


Kaybettiklerini aramaktır gitmek  

Umutlarını

Anılarını doldurup bir bavula

Yollara düşmektir,

Bazen

Uzanmaktır kendinden uzaklara. 


Bir yolculuğa çıkmaktır bazen, içimizde

Göçebe bir sevdalı gibi,

Ruhun derinliklerine inmek

Büyümektir,biraz büyütmektir sevdaları. 


Uçmaktır gitmek 

Bir gökkuşunun kanadında mavi derinliklere

Ulaşmak rahvan atlar gibi gökyüzüne bazen. 


Hasret duymaktır 

Sevgiliye

Kahkahalarına

Gitmek bazen. 


Yaşadığın şehirden gitmektir bazen

Hayallerimize ulaşmak için

Yasaklanmadan,

Sessizce çaktırmadan

Şafağı doğuran

Karanlığın sustuğu yerlere...


18 Ekim 2020 Pazar

Göç mevsimi degildi oysaki



Üstüme kapanan gecenin karanlığı korkutmuyor beni artık  

Paslı kafesler içinde boğuştuğum bir hüzün dolanıp duruyor ruhumda  

Silinmeyen acıların adını yazmışım yüreğime, kazımışım göğsüme, 

Derin bir kuyunun içinde büyüdüm, karanlık ve susuz  

Kimi gün güne hasret çırpınıp durdum demirli pencerelerde.  


İçimde kırılmış bir yaşamın izleri var  

Yüreğimde yankılanan kayıp bir ezginin nefesi var

Haykırışları duyulan göğsüme inen ağrıların acıları var

Çaresizliğimin güneşe açılan dar kapılardan taş kesilen sızıları var


Bitek dikenler sarmıştı her yanını yaz bahçelerinin

Umudun tükendiği bir mevsimde kanat çırpıyordu, kanadı yaralı kuşlar,

Bir bir soluyor çiçekleri yüreğimin, kırmızı gülleri,

İçimin hangi kuyusunda boğuldu umutlarım, bilmiyorum

Oysa ki uzatmıştım elimi yeniden göğe, gücüm yetmedi

Bulutlar arasında bir serap gibi görünüyordu güneşin gözleri. 


İnce uçlu kızgın iğnelerle dağlanıyor onca yıllık ömrüm

Uzak artık bana gökyüzünün mavi derinliklerine karışmak,

Göç mevsimi de değildi oysaki

Dolup dolup boşalmaya başladı içimden zaman...


17 Ekim 2020 Cumartesi

Sesini arayan yüregim

















Çırpınışlarım kırık buğulu bir ayna  

Acımasız ve korkusuz sırlı derinliklere inen  

Yüreğim karmakarışık paslı bir kafes  

Karanlık bir dehliz, dipsiz bir kuyu gibiyim.  


Ruhum bağbozumlarını özler güz yapraklarından süzülen  

Gözlerim uzak denizlerin sularının döküldüğü yerde

Sızan damlalarıdır, damıtılmış gök bulutlarından yüreğime sızan


Taşınıyorum acılarla günlerden beri kendi içime, derin izler bırakarak yüreğime

İsyan ediyor şiirlerim paramparça yorgun düşlerimde

Hiçliklerle dolu gövdem, gölgeleri yırtıyor sesini arayan yüreğim,

Günbatımlarında kızarıyor akşamlar, rengini atıyor zaman

Yürüyorum loş sokaklarda, hayallerimi yanıma alıp

Kaybolup gidiyorum, yılgın, yorgun, hiç bıkmadan

Boğuluyor yüreğim, sesini ararken o derin çıkmazlarda...


Eftelya



Duyurmak o kadar kolay mı sana içimdeki çığlıkları  

Yollara çıkıyorum bu gece  

Bir hayalin rüzgarına kapılıp gidiyorum  

Üşüyen düşlerimi serpiştiriyorum yıldızlara,   

Ay siniyordu kuytularda

Bir şarkı tutturmuşum Eftelya

Seni arıyorum

Sensizliğin denizinde,

Şafağı bekleyerek...


16 Ekim 2020 Cuma

Öteki yarınlarımız



Yıldızlar pırıl pırıl aydınlık, havada salkım salkım asılı  

Karanlığı delen bir ihtişam var gözlerin gibi  

Gülüşlerin, sevdaların, umutların, yarınlara yansıyan.  


Çevir bakışlarını hemen aynalara bak, 

Varsın değişsin anlımızdaki çizgiler zamanla  

Çok uzaklarda kalsa bile, 

Hala duruyor anılarımız

Başımızda yorgun, çılgın bir rüzgar, delidolu esiveren. 


Bir düşün girdabına kapılmış gibiyim

Hissediyorum, çiçekler damlıyor parmaklarımızdan

Bir avuç su gibi serpilip duruyor gülüşler. 


Ben sadece eskimiş bir çocuğum bugün

Üzülme, ardımızdan gelmekte öteki yarınlarımız,

Seni ne kadar geç bulursam bulayım, o kadar çok seveceğim

Yaslanıp duracağım bağrına senin

Yüzyıllık bir genç çınar gibi...


Ay zamanı



Dudaklarımda durmadan esen hafif bir rüzgar  

Hercai yalnızlıklar içinde, yıldızları tek tek gizliyor bulutlar  

Bir yağmura yakalanıyor düşlerim  

Uzak mevsimlerin kokusunu soluyarak  

Yağmurun hüznünü bölüşüyor pencereler, 

Şimdi ay zamanı. 


Nasıl bir şeyse sevmek  

Uzak denizlerde herhangi bir damlayım sanki

Nasıl hırçınlaşıp nasıl durulduğunu bilmeyen,

Yalpalayan tedirginliklerle, arayıp durdum yüreğimin gelinciklerini

Cemrelerin düştüğü yerde, kıpkırmızı gülüşmeler içinde

Dolunay gecelerinde.  


O şarkıyı yeniden duymak istiyorum

Taşlaşmış uykularımı darmadağın eden gecelerde ,

Bak gökte

Şimdi ay zamanı, kadeh kadeh şarap sunuyorum yıldızlara

Yaklaş biraz yanıma, dokunup koklayayım saçlarını 

Efil efil esen rüzgara karşı, geceye,

Şimdi ay zamanı. 


Gün varsın sonlansın

Bak şimdi biz nasılda gecenin güneşiyiz

Geceyi boyamak var önce aydınlığa bir tutkuya uzanmak var,

Dinle, kıyılar boyu durmadan dövüp duruyor dalgaların sesini

Hummalı taze yosun kokuları yayılıyor ortalığa

O deniz mayışmalarının soluk alışverişlerini sanki duydu gece,

Avuçlarımda bir suskunluk, dudaklarımızda bir kuruluk

Şimdi ay zamanı. 


Ay ortaya çıkar birazdan

Nasıl olsa incelir biraz, sonra yırtılır gece

Dokusunda için için bir sancı başlar sürer gider

Bir yıldız kayar üstümüzden iz bırakarak geçer gider

Vurur yüzümüze birden ay ışığının morluğu

Süzülerek alnımızdan, dalar gecenin koynunda uykuya,

Şimdi ay zamanı...


14 Ekim 2020 Çarşamba

Güz sarmalı



Burada yaz tükendi artık, dalında kurudu kızılcıklar  

Grileşti bu sabah her şey sen yoksun diye, 

Soluğum esiyor soğuk soğuk, dudağım buz kesiyor   

Buzlu bir gövdeye çarpıyor buğulanıp, serin rüzgarlara karışarak.  


Hüzünlü bir sis bulutu serpili uykularım  

Acıya bırakıp gitti beni sevdalı masallar  

Kimisi çıkıp gitti, kimisi öldü gitti

Kendi gölgelerini düşürerek yüreğimin büklümlerine. 


Bir tek derdim bu değil benim 

Kaç şafak küstürmüşüm meğer, takmamışım hayıflanmalarına

Kim bilir Ekim bana iyi gelir diye düşünmüşüm,

Ihlamur kokulu akşamların birinde

Ellerim uzanamaz, dokunamaz oldu yıldızlara

Avunamaz oldu, o artık bildik sevdalar. 


Güz rüzgarları esiyor şimdi

Hüzünde senden kalan bir anı işte.  


Ben her gidişinde kendimi kaybettim ıssızlıklarda

Sakladım binlerce kez nefesimi, orada bulurum seni diye

Kimseyle paylaşmadım çektiğim yalnızlıkları

Alışamadım bir türlü belki bir gece gelirsin diye

Bir aşk şarkısının nağmelerine sarılarak. 


Akıp gidiyor kızıl bir güneş, gölgesini düşürerek denize

Durmadan körüklüyor kadehleri, oynayarak gecenin ayarlarıyla,

Sol yanıma konduğun günden beri, hep aynı kokun duruyor.  


Sen uzaklarda öyle duruyorsun

Bense içime gömülüyorum, içime gömüyorum seni,

Bilmiyordum başka yönlerin yolcuları olacağımızı

Tükendi birden zaman, şimdi vapur düdükleri siliyor anılarımızı...