20 Nisan 2026 Pazartesi

Nostaljik Bir Şiir II



Ah o benim imkansızım 
Ah o eski trenler 
Nerde kaldı ıslak beyaz mendille el sallamalar 
Yarım kalmış o sevdalarımız 
O telaşsız eski akşamlarımız 
Galiba kalbimizi ta ortadan delip 
O trenle gitti eski zamanlarımız. 

Oysa o günleri sevdik biz, çok sevdik 
Neydi ah o eski akşamlar 
Yazlık sinemalarımız 
O çay bahçeleri 
Kırık dökük sandalyeler 
Hala taptaze içimizde oturmakta 
Her nefeste yanımızda sanki 
Unutulmaz o eski hatıralar. 

Dudaklarımızda o eski melodiler 
Sessiz fısıltılarla kulaklarımızda 
Unutulmaz izleri var 
Hala damarlarımızda 

Özledik be çok özledik 
Çocukluğumuzun, sevginin o saf halini 
Öğrencilik günlerimizi
Öğretmenlerimizi
Biz o günleri çok sevdik
O güzel, temiz duygularla
Gülen yüzlerle
El sallayan pencereleri
Çok özledik.

Gülüşler yankılanırdı televizyonlarda
Siyah beyaz bir masaldı, bir rüyaydı sanki.

Şimdi deniz aynı deniz ama
Vapurlar sessiz
Martılar biraz mahzun,
O içten nazlı bakışlar yok
Sessizliğe karışmış o eski kahkahalar
Şimdi her şey yapay, her şey plastik.

Bir devir kapanmış gibi
Işıkları sönmüş sahnelerin
Galiba, galiba selam göndermeli
Tozuna artık o eski mazinin...


16 Nisan 2026 Perşembe

Nostaljik bir Şiir I








  

Sokak lambalarının loş ışıkları altında 
Işıkları söner birer birer 
Şehir uykuya dalar artık, 
Sessizliğe karışır 
Rüzgarın fısıltısı penceremde 
Yağmur düşer yavaş yavaş 
Bir mum yanar titrek ve serin 

Radyoda bir şarkı başlar 
Samanyolu yükselir gökyüzüne 
Kaç kadeh kırıldı, kaç mevsim geçti bilmiyorum 
Eski bir akşamı hatırlatır bana 
Özlem dediğim bir kara sevda içimde 
Gölgeler oynar sanki senmişsin gibi. 

Duvarda tozlu, eski bir resim 
Gülüşün solmuş 
Ama gözlerin capcanlı hala sanki eskisi gibi. 

Sanki eskisi gibi
Eskisi gibi...


2 Nisan 2026 Perşembe

O Kuşağın Çocuklarıyız Biz



Dikkatli bakın onlara 
Gözlerinin içine 
Göz bebeklerinin içine iyi bakın 
Yaşı elli beş yetmiş beş arasında olan insanlara 
Dikkatli bakın onlara 
Hala capcanlı, hala dipdiri 
Yirmilik delikanlı gibidir yürekleri. 

Yokluklar içinde büyümüş 
Yaralı bir kuşaktır onlar 
Her şeye rağmen 
Ama yine dimdik ayaktadırlar 

Amerikan süttozu ile beslenmiştir bebeklikleri 
Bez bağlanmamış altlarına 
Toprakla büyütülmüşlerdir höllük dedikleri 
Tozlu albümlerde kalan 
Siyah-beyaz fotoğraflardan başka 
Renkli fotoğrafları olmamıştır hiçbirinin. 

Yırtık bir çift kara lastik ayakkabı ayaklarında 
Okula gidip geldiler hep kara önlüklerle 
Bıkmadan usanmadan 
Yamalı pantolonlarla, 
Ayakları üzerinde durmuş 
Simit satarak, boyacılık yaparak 
Ailelerine hiç yük olmadan 
Geçmiştir çocuklukları 
Yaz, kış, kar, yağmur, çamur demeden 
Peşinde koştukları biri lastik toptu tek oyuncakları

Yoklukla sınandılar hep
Bir yarım ekmek bir domates ellerinde
Ama hiç kimse aç kalmadı yine de,
Paylaşırlardı arkadaşlarıyla
Ellerindeki son lokmayı, ceplerindeki son kuruşa kadar
O koca yürekleriyle
Beşikten mezara karardır dostlukları.

Şevkatli, vefalı, sadakatli
Sonuna kadar merttirler
Dibine kadar severlerdi sevince
Utangaç, masum ve dürüsttü aşkları.

Nice savaşlar, darbeler gördüler
Nice işkenceler
Yükleri çok ağırdı
Zaman zaman ezildiler
Memleket meselesi söz konusu olduğu zaman
Ama dimdik ayakta durdular onurlarıyla
Coşkuyla akan bir ırmak gibi
Dolaşırdı hep deli bir kan damarlarında

Yeri geldiğinde hırçın
Yeri geldiğinde öfkelenirler
Ama yufka yüreklidirler

Onlara iyi bakın
Kıymetlerini iyi bilin
Hayata tırnaklarıyla tutunmuş
Anasının ak sütü kadar helaldir kazandıkları.

En son kuşağıdır onlar yakın tarihimizin
Çok iyi eğitilmiş, okumuş insanlardır
Onca olumsuzluklara rağmen
Çok yüksektir hayat tecrübeleri.

Evet;
İyi bakın onlara
Kıymetini iyi bilin
Dinleyin, konuşun
Geç kalmayın
Sohbet edin
Çok şey var onlardan öğreneceğiniz,
Etrafınıza bir bakın
Beyaz atlara binip
Çekip gidiyorlar
Yavaş yavaş bu hayattan
Bir süre sonra
Arasanız da bulamazsınız
Arasanız da bulamazsınız
Bulamazsınız...