26 Mart 2024 Salı

Sevmeye Ayırdım Tüm zamanlarımı




Uyandır beni 
Alnımda gezinen ılık nefesinle, 
Öpüşlerle dolu en Ebrulisinden 
Uyandır beni gülüşlerinle 
Sevgiye ayırdım çünkü tüm zamanlarımı. 

Ah işte sana, 
Sevdalı öyküler oluşturma zamanı şimdi 
Sardunya kokusu geliyor bak kış sonu şafağa 
Sabahı karşılayan teraslardan 
Uzaklardaki düşlerin içinden. 

Nasıl da bir havaya kaptırmışım ki kendimi 
Haylaz, ıslak şu maviliğe bir bak 
Karda filizlenen şu çiçeğe,
Tıpkı gözlerin gibi
Oda bekliyor olmalı
Bir tanıdık gülümseme
Yağmur kristallerinden.

Cemreler alnıma inerken
Bir çırpınma başlıyor kalbimde
Yüreğimin tam ortasında bir şehir
Yalnız bir sen, bir ben
Çocuksu güzelliğinle kopup geliyorsun
Daha dün gibi.

Kim bilir, kaç anıyı toplayıp öptüm
Belleğimdeki albümlerden çıkarılmış
Kaç resmi çerçeveleyip astım duvara
Bir yallaz gibi duyumsadım damarlarımda
Gülüşünü kaç kere işledim
Oya oya şiirlerime.

Ele avuca sığmayan tüm sevdalar adına
Avuç avuç kaç kere
İçime incecik kırmızı gül yaprakları serpiştirdim.

Kaç kere
Sevmeye ayırdım tüm zamanlarımı.

Bak şuraya,
Şarkılara bezenip nasılda geliyorlar peşi sıra
Çoğullaşan alaca karanlıklardan sıyrılıp
Çok daha derinlerden
Şafağın eridiği yerden gelen
Nasıl da telaşla öpüşüyorlar şu günlerde kuşlar
Kanat çırparak sevdaları yenileyerek
Sevdaları paylaşarak
Sevdaları paylaşarak...

21 Mart 2024 Perşembe

Bir Masalım Var





Bir masalım var 
Bu gece, 
Kalbimin avuçlarında sakladığım 
Sevgiyle 
Şefkatle büyüttüğüm, 
Gül yangını gibi 
Bir masalım var. 

Bilmem ki nasıl anlatsam 
Dayanılır gibi değil 
İçimi dağlayan ateş. 

Ah o dinmeyen sevda 
Nasılda baştan başa sarıyor beni 
Menevişli denizlere açılan 
Güneşin Ebruli ışıkları gibi 
Bir masalım var
Çekingen duruşundan tanıdığım
İplik iplik göğün mavi nakışından
Çırpınıp pırpırlanan
Kirpikleri kırık
Derin mavi bir göz,
Nasılda arsız yağmurlar yağdırıyor

Ağlar tıpkı çocukluğunda ki gibi.
Şimdi ince bir sızı gibi
Gecenin tenha göğsüne sızan
Nerden çıktı ki bu masal
Oysa bir sevdazedeyim ben
Neden özledim ki şimdi o gülüşleri
Şimdi o gözleri,
Ben geceyi boyarken sabaha
Gidenler gittiler çoktan zaten
Gidenler gittiler
Gidenler gittiler...

1 Mart 2024 Cuma

Pastel bir Bahar



Elimde tuval, pastel bir bahçe 
Geçip giden şiirsizliğimin ardındaki kış 
Unutulmuş uğultularını yansıtıyor 
Eskilerden kalma bir kırlangıç yuvası. 

Öyle tedirgin, öyle üşengeç 
Uyanmakta, baharı karşılamaya hazır kuşlar 
Akşama varan verende evlerde
Papatyalar, fallar açmaya hazır
Küf kokulu öteki bahçelerde.

Gözüm sokaklarda bir çocuk gibi
Gülümseyen bir sıcaklık
Bir aşinalık var,
Nereye gittiğini bilmediğim gözlerde
Eller ellere akmakta uzanır gibi yüreklere.

Tüm ağaçlar ha çiçek açtı ha açacak
Kıştan kalan inleyen akşamlara
Kristal bir aynadan kırılan
Kırmızı mavi bir ışık çarpıyor
Duvarlara, kapı aralığından sızan.

Telaşlı kımıltılar içinde
Pıtrak pıtrak çoğalan geceleri yıldızlar
Sanki ateşböceği şöleni
O fettan nazlanışlar
Hayat çok geç değil karşılamak için baharı
İçmek istiyor canım içmek
Yudumlamak,dudakları kanatırcasına şarabı.

Ah... oracıkta işte
Mor dağlar, ufuk, yeşil mavi bir hayal
Ihlamur kokulu yazlara hazır
Yeşil ürpertilerden aşırılmış
Pastel bir bahar...

16 Şubat 2024 Cuma

Uzakların Fısıltısı















Hava bozdu 
İçimi bunaltan bir ses 
Kaç rüzgar kırılacak birazdan bilmem eskilerden, 
Çığlık çığlığa sancılı bir kağnı yüreğim 
Taşıyor bastırılmış hayatların kavruk başaklarını. 

Yüreğimden göğe yükselen 
Ah şu fısıltılar var ya 
Çarpıp parçalanıyor gövdemde bir kristal 
Gömülüyor düşlere.

Şu saatlerde
İçimde akmak isteyen bir nehir var
Damarlarımdan şaraplar damıtarak giden
Kıvrılan ırmaklar geçer haber vermeden
Sevdalar
Arzular
Maviler
Hep o öpüşmeler
Hep o özlem uzar gider içiimden.

Avuçlarımda dolu dolu soluk papatya kokusu
Terkedilmiş bahçelere çekiliyor
İç içe geçen kırılıyor kır çiçekleri
Fısıltılı uzaklarda kayıplara karışıyor.

Sıradanlaşan notalar çalıyor
Unutamadığım düş aşklarının gezindiği sokaklarda
Kuytularda…

14 Şubat 2024 Çarşamba

Aydınlık Neyin Olur Senin?


















Bana soruyorlar
Aydınlık neyin olur senin? 
Kıvranıp duruyor şimdi, derin uykularda, 
Ne kadar itsem, azıcık bir kenarını bulutun 
Gökyüzü gülmüyor 
Mavileri bile aynı değil 
Yaldızları bile vurmuyor 
Bizim olan kıyıya.  

Oluk oluk kanayan 
Delik deşik oldu kalbim 
Kaç yara aldı bilmezsiniz
Hep korktuğuma benzedim
Gittikçe yalnızlaşıyorum
Kimseye kendimi anlatamadım.

Sıralı bir inci gibi diziliyorlar
Gözlerimin çevresinde gözyaşlarım
Telaşlı yağmurlara yakalanıyorum
Islandım, kırıldım tırnak uçlarıma kadar.

Sular daha soğuk
Rüzgar daha serin
Aktıkça ağaran bir suyun bulanık ırmağında.

Sevgiler ayak üstü
İlişkiler isteksiz
Unuttuğumuz neydi
İnce sevgileri besleyen,
Daraldıkça daraldı açık sandığım pencereler
Duyamıyorum çok uzaktan gelenin
Kanatlarını cama vuran olduğunu güvercinlerin.

Ucuz korkuların kör kuyularında
Bütün şarkılar yalnızlık kokuyor
Hep kötü şiirler yazdığım için mi acaba
Ellerimi kanattı bütün güller.

Yeni şarkılar söyleyen yeni insanların
Ayak izleri daha farklı ışıklı kaldırımlarda
Aydınlık daha farklı loş ışıklı sokaklarda.

Çocukluğumu öğrenmeye çalışıyorum
Çocuklardan şaşırarak
Kendimi arıyorum
Ara sokaklarda salaş kahvelerde dolaşarak..

İçimden geçenleri söyledim sanıyorum
Düşünmedim bir başka şeyi
Unutmuşum nicedir paylaşmanın mutluluğunu
Beklemek, beklemek, beklemek
Aydınlık neyimiz olsun bizim?
Aydınlık neyimiz olsun bizim?


11 Şubat 2024 Pazar

Bir Şeyleri Eksik Bu Öykünün


Yokluğunun sancısı çöktü gecelerime 
Bir rüzgar saçların sandı yalnızlığı, avuçlarımda 
Öyküler yazılmıyor artık yağmurlarda, sevdalı 
Damla damla sızıyor ıslak yara gibi içime hasretin 
Alıp götürüyor yine beni ötelere bir yerlere. 

Bir şeyleri eksik bu öykünün sanki 
Bir türlü dökülmüyor şiirlerime imgelerim, 
Denize küsmüş martılar yokluğunda
Aşka, sevdaya küsmüş
Sokak lambalarının ışığına,
Durup dururken gökyüzüne küsmüş
Çam kokusuna, kuş seslerine
Yağmur sonrası gökkuşağına küsmüş tümcelerim.

Neyi kayıp, neyi eksik bu öykünün
Neyi uçup gitti avuçlarımdan,
Düşmüş papatya yaprakları bir bir
Hangi çiçekler soldu bilmiyorum.

Derin susmalar var bu öyküde
Kimse bilmiyor kaybolan şeylerin yokluğunu
Benden başka, kimse bilmiyor,
Ah ne çok denedim, gidenler gitmiş çoktan oysa
Kalan ben
Susan kalemim
Şiirlerim küs senin gidişinle bana.

Cemrelerde küsmüş baharı getiren
Dönmez olmuş kuşlar dönencelerde
Yaralarım daha derine, daha derine inmekte şimdi.

Bulutlar geldi geçti hep yanımdan
Hep eksik kaldı bir şeyler şiirlerde
Öyküleri yazılmıyor yağmurlarda sevdaların,
Yıldızlar derin uykularda
Dalgasız bir ay sularda
Yakamozlar suskun
Yokluğunda.

Bir şeyleri eksik bu sevdanın . ..


14 Ocak 2024 Pazar

Ellerin Ellerime...





El ele tutuşmak… 

Hangi yaşta olursanız olun karşıdan bakıldığında çok hoş bir tat bırakıyor insanın bakışlarında. 

Çocuğunun elini tutan bir anne ya da baba, torunun minicik ellerini sıkı sıkı kavrayan bir büyükanne ya da büyükbaba, sevgilisinin parmaklarını aşk dolu kalbinin ateşiyle yakıp kavuran sevdalılar ya da yüzlerinde yılların çizgisini, yaşanmışlıkların tatlı izlerini barındıran, ama ellerini birbirlerinden hiç ayırmayan ve destek olan yaşlı çiftler… 

Her birindeki el ele tutuşmalar farklı tınılar taşısa da, hepsinde sevginin o pırıl pırıl ışığı yansıyor. Güven duygusunun baskın tadı bir daha silinmemek üzere damaklara yerleşiyor.

Ben el ele tutuşmayı çok severim ve yaşları kaç olursa olsun herkese yakıştırırım. Sevgi koktuğunu, kalpten kalbe sevgiyi akıttığını bilirim. Ama öyle laf olsun diye el tutmalar değil benim söz ettiklerim. Tutun mu sımsıkı tutacaksın sevdiğinin ya da çocuğunun elini. Tutacaksın ki sevgini hissetsin elini tuttuğun kişi. Kalbindeki o yoğunluğu ellerinden alıp kendi kalbine taşısın. Güven duysun. Yalnız olmadığını hatırlasın.

Aşıksan sevişir gibi tutacaksın maşuğunun elini; anne ya da babaysan her türlü zorluklardan ve kötülüklerden korumak ister gibi. Yaşının son demlerini yaşıyorsan hiç terk etmeyecek garantisini verir gibi tutacaksın, yılların eskitemediği eşinin elini.

İnsanların sevgiyi aktarma biçimleri vardır. Kimi konuşarak, kimi yazarak, kimi karşısındakine dokunarak daha rahat belli eder duygularını. İşte bu dokunmalarda el ele tutuşmanın tadı bambaşkadır.

Sohbet ettiğiniz, dostluğunuza bir kahvenin kırk yıllık hatırını bindirdiğiniz arkadaşınızın masa üzerinde duran elini sıkıca tutmak; o anki sohbeti nasıl da sevgiyle hareler, öyle değil mi? Bu bir artıdır, onu anladığınızı, onu sevdiğinizi ve hep yanında olacağınızı belirten; adeta konuşmalarınızı mühürleyen andır. Çünkü insanlar elleriyle güç bulurlar birbirlerinden.

Çok heyecanlı anlarda, çok sıkıntılı zamanlarda yanınızda elinizi kavrayacak bir elin olması, başınızı yaslayacak bir omuzun yanında nasıl da güzellik katar yaşamınıza. Sanki elinizi tutan dostunuzla derdinizi, sıkıntınızı bölüşür gibi. Daha bir hafiflemez mi insan, kendisini çok daha iyi hissetmez mi?

Gece karanlıkta uyumaktan korkan çocuğunuzun elini sımsıkı kavrayın hele, bakın nasıl güzel kapatacak gözlerini rüyalara alemine. Bilecek ki annesi ya da babası yanında, eli elinde, sevgisi yüreğinde açan mis kokulu bir çiçek gibi. Yya da gözyaşları sicim gibi akan, içini çeke çeke ağlayan çocuğunuzun ellerini tutun hemen o anda. Sıcacık duygularınızla kalbine ‘’yalnız değilsin, ben yanındayım’’ sinyalleri vermenin en güzel yolu değil mi bu sizce de?

Kuru kuruya seni özledim demek yerine, gözlerinizi gözlerine dikerek, ellerinizle ellerini sıkıca kavrayarak seni özledim demek çok daha etkili olmaz mı sevdalı yüreklerde?

Hangimiz gençlik yıllarımızdaki ilk aşkımızla elele tutuştuğumuz o sevdalı günleri unutabiliriz ki? Hatırladıkça içimizi titreten o ilk deneyimlerin izi bugün gibi aklımızda değil mi?

Yürürken el ele olmak, iki bedende bir can olmaktır bence. O sıcak temasın sevgimizi taçlandırmasına izin vermek, kalpten kalbe sevgiyi aktarıp çoğaltmak varken; ellerimiz boş durmasın. Hele ki karşımızda sıkıca tutacağımız bir el, sevgi dolu bir yürek varsa…

Yazımı güzel bir Duman şarkısıyla bitirelim mi?

Elleri ellerime
Gözleri gözlerime
Saçları saçlarıma
Karışan bir sen olsan.

Sevgiyle kalın, ellerinizi birbirinizden hiç ayırmayın.




1 Ocak 2024 Pazartesi

Yitik Şehrin Aynaları


Dar demir parmaklıklar ardındaki 
Yine sessizliği sırlar gecelere 
Bir köşeye atılmış aynalar 
Üstüne üstüne gelen hüzünleri 
Bakıp ta gözlerine gökyüzünün kıyısından 
Öyküsünü aramaya başlar 
Bu şehrin geleceğini, sokaklarında. 

Kurşun gibi bir ağırlık 
Simsiyah bulut gölgeleri kaplar her yanı, 
Her biri gittikçe cılızlaşan 
Alev alev yanan kızıl saçlı denizin
Alazlarını yalar karanlıkta şimdi.
Ah o zamansız gelen sancılar
Unutulmaya yüz tutmuş
Dudaklardan akan o nehir
Bilmezlere kaybolmakta dinlediğimiz şarkılar
Sevdalar, arzular
Nerdesiniz,
Gecelerin uykusuzluğunda
Masalların anlattığı
Gözleri ne renkti
Nasıl bir duyguydu aşklar
Ne rüyalar yaşatmıştı oysa
Bu şehrin aynaları bize
Nerdesiniz?

Adım başı sokaklarının
Hayatın sıvasız duvarlarında
Kaybolup gitti sevgiler, sevgililer
Ufuk çizgisinde yitip gitti
Fırtınaların en zorlusuyla
Ardında binlerce çığlık
Bu şehrin aynaları şimdi.

Meğer Dar vakitlere sığdırmışız her şeyi
Kucağımızdaki taşıdığımız güller
Kızıl gelincikler
Kanatmakta içimizi
Dedim ya
Derin susmalarla biteviye
Kül yağmakta, duman kaplamakta her yanı
Gözleri mavi gecenin yıldızları solmuş
Işık vurmaz, görünmez olmuş aynalar
Bu yitik şehrin kör kuyularında artık.

Yorgun martılar
Takılır kanatlarına yorgun bir güneş
Sonra sessiz bir çığlık
Göç mevsimi başlar
Uzak dağların ardında kalır
Yitik bir şehir
Eskimiş bir öyküde yazılır artık
Kırılmayı bekleyen uzak kıyılarda
Aynaların solgun yüzüne kazılır
Yitik şehrin anıları
Yitik şehrin anıları...